Her Çocuk Bir Proje Mi?
ÖN-HAMİŞ: Arkadaşlar.. Bu yazının yorumlarını http://oyanindunlugu.blogspot.com/2008/07/her-ocuk-bir-proje-mi.html adresini tıklayarak okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.. Zira yorum yapan kıymetli blogcu arkadaşlarımın hepsi annedir ve hepsi de "mutlu" çocuklar yetiştirmiştir..
Sevgili Dünlük,
Eskiden pazar günleri Ayşe Arman’ın röportajlarını okumazsam,
pazar keyifim eksik kalmış gibi gelirdi..
Seviyorum hatunun röportajlarını..
Hatta köşe yazılarından ne kadar haz etmiyorsam,
röportajlarını da o kadar seviyorum diyebilirim..
Son zamanlarda cumartesi günleri de,
kadınlar ve erkekler üzerine röportajlar yapmaya başladı ya,
ohhhh, kaymaklı ekmek kadayıfı oldu resmen..
Geçtiğimiz haftalarda Esin Acıman isimli bir hatun kişi konuğuydu kendisinin..
Okumuşsunuzdur büyük ihtimalle..
Başlık “her çocuk bir proje mi acaba?”..
Eğer okumadıysanız, tıklayıp,
okumanızı rica edeceğim sizden..
Okumayanlar ve okumaya üşenenler içinse,
kısaca özetlemek gerekirse:
Devir teknoloji devri..
Bilgiyi kullanma devri..
Rekabet devri..
Her çocuk bir proje..
Realite bu..
Çocukları bir proje olarak görmezsek,
başarısız olurlar,
ve başarısız olurlarsa da mutsuz olurlar..
Çünkü bu sistemde başarısızlık mutsuzluk demek..
Projeyi nasıl ele alırsanız,
sonucu da öyle olur..
Çocukları kapasitelerini zorlayacak şekilde yaratmak,
ve rekabete iyi hazırlamak lazım..
Mutlu olacakları şeyler bizler tarafından belirlenir,
ve eğer bunu da başarı olarak belirlersek,
o çocuk başarılı olmaya kilitlenir,
ve neticesinde de mutlu olur..
Ve işte bu kaçınılmaz son için bizim yapmamız gereken de,
koşulları kabullenip,
uyum sağlamaktır..
Az sayıdaki tüyümün tiken tiken olması ve,
“yuuh.. höstt.. hadi leynn.. çüüşş..” efektleri eşliğinde,
burnumdan çıkan bir solukta bitirdiğimde röportajı,
tabiri caizse “kilitlendim” arkadaşlar..
Kanım çekildi, dondum, kaldım öyle bir süre..
Aklıma bir zamanlar okuduğum ütopyalardan bazısı geldi..
Asimov’un vakfı,
Ursula’nın ay’ı..
Sonra bazı bilimkurgu filimlerden sahneler..
Duygusuz robotlar,
Biyonikleşmiş insanlar,
Yeşilsiz dünyalar,
Otomasyon hayatlar..
Ancak gene de bunların içerisinde,
izlerken ve okurken bizleri mutlu eden,
duygulandıran sahneler..
Gözyaşı gibi..
Öpücük gibi..
Dostluk gibi..
Aşk gibi..
Kubrik’in sipeys odiysiysinde de durum böyleydi..
Şipilberg’in artifişıl intelicinsiysinde de öyle..
Asimov’un vakıf serisinde “insan” olabilmenin öneminin büyüklüğü de..
Ursula’nın mülksüzlerinde doktor şıvek’in dünya’daki hayal kırıklığı da..
Bu duygusuz kadını okurken,
sanki bir bilimkurgu romanından Aliye Rona fırlamış da,
“nıhahahah yaşasın kötülük” nidaları,
kulaklarımda çınlıyor gibi geldi..
Söylediklerinde doğruluk payının olması,
belki de canımı acıtan şeylerden en büyüğüydü..
Ancak canımın acımasından çok,
miğdemin bulantısı rahatsız etti beni..
Koşulları bu denli çabuk kabullenerek,
ona bu denli teslim olan ebeveynlerin varlığı..
Onların elinde bir proje olarak yetişen çocuklar..
Enerjilerini mevcut duruma karşı savaşmak yerine,
duruma uyum sağlamak için kullanan,
proje anne-babalar-çocuklar..
Sevişmek yerine, çiftleşen,
sevmek yerine öğreten,
mutluluk yerine hedef gösteren,
ve sonunda da,
hem hedef hem de mutsuz olan nesiller..
Biz de babayla bu leş gibi dünyaya çocuk getirmek için,
bir taraflarımızı kanatıyoruz dünlük ya..
Bu kadar akbabanın içinde,
ya bizimki minik bir serçe gibi kalırsa?
Peki ya o da o iğrenç akbabalardan olursa?????
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir